sstirit@msn.com
Daha evvel üç defa teşebbüs edip muvaffak olamadığım kimliğime numara yazdırma hikâyesini konu edinmiştim. Serde kafaya takılan işin neticelenmesi var ya.. hazır gece 12:00 ye kadar nüfus müdürlüğünün açık olacağı bilgisi de varken ve devlet kurumundan o saatlerde 'resmi' hizmetin alım tecrübesini edinmek adına 19:57'de ilgili yerde olunur.
sabahki görüntüden zerre fark yok.. Ne numarotür çalışmaktadır ne de bilgi alınabilecek birileri vardır.. gömülmüş kafalar.. gerilmiş sinirler.. bulanıklaşmış zihinler.. Atmış bir kafayla direkt müdür odasına yönelinir.. Odanın önünde bu kez resmi kıyafetli polis durumdan vazife çıkartıp vatandaşı içeri sokmamak için 'artistik'ler yapmaya başladı. Açıkçası bu tiplere verebileceğim bir yüz yoktu.. hışmımı görmüş olacak ki çabasının nafile kalacağını anlayarak çekildi önümden..
Müdire hanımla konuşurken anlıyorum ki durum sanıldığının ötesinde ve çok vahim. Şu rakamlara özel dikkat lütfen.. dün 1000 kişinin üzerinde kimlik vermişler. Bugün ise 2400 kişiye numara verilmiş ve o an benim yanımda telefon açarak güncel bilgiyi öğrenmiş olduk.. 1473 kişi benden önce işlem yapılmasını bekliyordu; kapanmasına 4 saat kala.. o tablo karşısında söylenecek fazla birşey yoktu..
Esas bahsedeceğim konu ise bu örnek olayın hatırlattığı bürokrasinin hayattan kopuk kararlarıdır. Kaç kişinin tc kimlik numaralı nüfus cüzdanına sahip olmadığı bilinebilmektedir. Bir yargı organı için bu bilgiye ulaşmak çok daha kolaydır. Seçmen olma yeterliliğine sahip olup yeni kimlik çıkartması gerekenlerin sayısı da pekâlâ bilinebilir. Bu basit durum bilinebilir iken neden ufacık bir zahmete katlanılmaz örenmek için.. günah keçisne çevirdiğmiz siyasilere tepkimizi dile getirebileceğimiz sandı gibi bir mekanizma var.. ya yargı.. ya bürokrasi.. yaptıkları yanlışın hesabı nasıl sorulacak..
Anayasa Mahkemesi'nin, Danıştay'ın, Yargıtay'ın çifte standartlı, keyfi kararlarını düşünün.. ülke ekonomisi ve sosyal yapısına, istikrarına ve huzuruna olumsuz katkısını.. hep yargıya yapılan baskıdan yargının siyasallaşmasından bahsedildi.. tersi hiç sorgulanmadı.. yargının topluma yaptığı baskı, getrdiği yük ne olacak.. onulmaz yaraların hesaını kim verecek..
ben derim ki;
Yüksek yargı organlarınn mümtaz üyelerinin maaşları normal katsayıdan hesaplanmasın.. mesela borsaya endeklensin ya da başka ekonominin enstrümanına.. istikrar olduğunda ekonomi iyi gittiğinde adamların maaşı da doğru orantılı olarak artsın; verdikleri kararların da büyük katkısı olduğu istikrarsızlık dönemlerinde ise borsa nasıl düşüyorsa, onlar da bir bedel ödemiş olsunlar böylece.. kimbilir vicdanlarıyla karar vermesi gerekenler çoktandır unuttukları bu ilkeyi bu kez ceplerini düşünerek ait oldukları toplumun yararına karar almış olurlar..
evet yargının ticarileşmesi.. ekonomiyi gözeterek verecekleri kararların hukuki olmayacağını belirten itirazları duyar gibiyim.. çoktandır hukuk rayından çıkıp başka amaçların aracı haline geldiği için normal şartlarda haklı görülebilecek bu eleştiriler yersizdir.. Aldıkları kararlarla ülkenin kaderini etkileyenler siyasi parti kurduklarında neden teveccüh göremiyorlar.. Sahi siyasete atılan bir zamanların kudretlisi Özden'i hatırlayan var mı..?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder